DUVARDA İKİ GECE - BDK Kuzey tirmanislari

 

  Merhaba Asagida Dato ekibinin ve Ertugrul Melikoglunun(solo) BDK Kuzey duvari cikislarinin harika hikayelerini bulacaksiniz.

  __________________________________________

   

  DATO ALADAĞLAR BÜYÜKDEMİRKAZIK DEMİRKAZIK ZİRVE FAALİYETİ RAPORU

   

  Bursa’dan 10 kişilik ekiple 16.08.2005 Salı günü saat 19:00 da yola çıkan DATO dağcıları, hızlı hareket ederek ertesi gün akşam Arpalık mevkiinde kamp kurdu. Ertesi gün Tekepınarı üzerinden patikayı takip ederek, Demirkazık kuzey-doğu yüzünü gören bir alanda, suya yakın olması sebebiyle ana kamp kuruldu. O gün istirahat edilerek geçirildi. Ekibin morali çok yüksek ve tam bir birliktelik içindeydiler. Akşam eğitmenler toplantısı yapılarak, Demirkazık klasik rota tırmanışı yapacak olan grubun ikiye bölünmesine karar verildi. 19.08.2005 günü eğitmen Osman DÜŞMEZ sorumluluğunda, Mehmet Çelik, Özkan Çorapçıgil, Fatma OĞUZ, 20.08.2005 GÜNÜ İSE EĞİTMEN Can YÜKSEL sorumluluğunda Anıl Uzun, İlhan BALABAN, Şebnem AYKUT klasik rota tırmanışını gerçekleştireceklerdi.

  

  19.08.2005 günü ilk ekip sabah 08:00 de yola çıktı. Saat 15:00 de zirve yaptılar ve dönüşte tecrübesiz ve malzeme eksiği olan, içlerinden birinin de taş düşmesi nedeniyle yaralandığı Amasya ekibine yardım etmek zorunda kaldıklarından akşam 18:00 de ana kampa dönebildiler. Geride kalanlar ise kamp yerine yakın bir kayada traditional lead tırmanış tekniklerini çalıştılar. Öğleden sonrayı istirahat ederek geçiren eğitmenler Ahmet Metin ALKAN VE Koray SIR, Demirkazık kuzey duvarını son kez kitap üzerinde etüt ederek konsantrasyonlarını en üst seviyeye çıkardılar. 

  

  Aynı gün saat 16:00 da Metin ve Koray malzemelerini toparlayarak ertesi gün tırmanış yapacakları kuzey duvarının önüne kamp kurmak için yola koyuldular. 1 saat 15 dakika gibi kısa süren yürüyüşleri sırasında klasik rota tırmanışından dönen 1. ekiple selamlaşarak, onların sevinçlerini paylaşırken başarı dileklerini de kabul ettiler. Can ve Mehmet ise onlarla duvar önünde birlikte kamp yaparak lojistik destek sağlayacaklardı. Ancak Mehmet ilk ekipte olduğundan dolayı duvar önüne hareketleri gecikti. Oraya vardıklarında artık hava kararmıştı.

  

  Duvar önünde ki kamp alanına gelen Metin ve Koray ise eşyalarını oracığa bırakarak, içlerindeki coşku ve sorumluluk bilinciyle, hemen kitap ve dürbünler yardımı ile kuzey duvarını incelemeye koyuldular. Rotanın ancak %70’i izlenebiliyordu, %30’u ise hala gizemini koruyordu. En kısa rotayı seçmişler, 1. yarığı bitirdikten sonra hafif yükselip sola geçerek 2. yarıkta hızla yükselip yarım ayın altına ulaşmayı, buradaki son kilidi geçip tırmanışı bitirmeyi planlamışlardı. Duvar 650 metreydi.

  

  Can ve Mehmet’in de kamp yerine ulaşması ile çadırlar kuruldu, akşam yemeği yendi, ertesi gün kullanılacak tırmanış teknik malzemeleri hazırlandı. Metin ve KORAY son derece ciddileşmişler, kendilerini tamamen tırmanışa yönelik hazırlamaya koyulmuşlardı. Artık havada ertesi günün heyecanı hissedilmeye başlanmıştı. Bu sırada kamp alanına gelen iki çoban ile çay eşliğinde yapılan sohbet, havadaki gerginliği biraz yumuşatmış, ekibi uykuya hazırlamıştı. Kepeneklerinin içinde kaybolan çobanların ardından ekip de çadırlarında istirahata çekildi.

  

  Uykudaki Can’ı, İlhan’ın heyecanlı seslenişi uyandırmaya yetmişti. İlhan, aşağıdaki ana kampta olan Şebnem’in rahatsızlandığını haber vermek için, gün içinde 2 kez çıktığı duvar önüne, gece 01:30 da hiç tereddüt etmeden bir kez daha çıkmıştı. Aşağıya inen Can, Şebnem’e gerekli tıbbi müdahaleyi yaptıktan sonra, orada kaldı ve sabah erkenden tekrar duvar önüne çıktı.

  

  Sabah 06:00 da kahvaltı hazırdı, ancak Metin ve Koray heyecandan çok fazla yiyememişlerdi. Metin’in heyecanı ise bir parça daha fazlaydı. Zira, kuzey duvarına tırmanmak için eğitmenler Kadir ve Koray 1 yıldır hazırlanıyorlardı. İş yoğunluğu nedeniyle Kadir’in gelemeyeceği ve yerine Metin’in tırmanacağı 15 gün önce belli olmuştu. Onu bu tırmanışa 15 günde, İl Temsilcisi Ahmet KÖSE’den başkası motive edemezdi. Koray da Metin de hem yeterince bilgili hem de tecrübeliydiler. Tek eksiklikleri birlikte çok fazla tırmanış tecrübelerinin olmamasıydı. Bu açıklarını kapatmanın en iyi yolunun da çok iyi ve fazla emniyet almaları olduğunun farkındaydılar.

  

  Ekip duvarın önüne çıktığında saat 08:00 olmuştu. Hazırlıklarını kontrol eden Metin heyecandan emniyet kemerini çadırda unuttuğunu fark etti. Mehmet emniyet kemerini getirmek için kampa doğru yola çıktığında, vakit kaybını önlemek için Koray da buzula girmiş, rotanın altına doğru gidiyordu.emniyet kemeri geldiğinde Koray, üç sikke ile kurduğu ilk ana emniyet noktasını bitirmek üzereydi. Metin ise rotanın sağında kendi back-up’ını alarak Koray’ın emniyetini almaya hazırlandı.

  

  Tırmanış haberlerini heyecanla Bursa’dan takip eden Ahmet KÖSE ise son durumu öğrenmek için tek ulaşabildiği Can’ı aradığında telefondan şu kelimeler döküldü. “hocam onlar denemeye karar verdiler.” Bu onun hem duymaya can attığı, hem de kanını dondurup, başını döndürecek kadar ürkütücü bir cümleydi. Çünkü, 1989 yılında aynı rotayı Ertuğrul MELİKOĞLU ile denemeye karar vermişler ancak askerlik ve iş hayatı nedeniyle gidememişti. Ertuğrul ise daha sonra 1991 de Demirkazık kuzey duvarının ilk Türk tırmanışını başarıyla tamamlamıştı. Bu rotanın onun için önemini arttıran bir başka neden ise, rotayı ilk deneyen Türk sporcunun hocalarından Bülent KALE olması idi. Korkutan sebep ise, yakın zamanda tecrübeli dağcı Kürşat AVCI’ın orada hayatını kaybetmiş olmasıydı.

  

  İlk ip boyu rotanın kilit yerlerinden biriydi ve her türlü teknik tırmanış bilgi ve becerisini gerektiriyordu. Öncü çıkan Koray, hem düşme riski hem de taş düşürme riski nedeniyle, oldukça yavaş ve dikkatli tırmanıyordu. Ara emniyet noktaları ise artçı çıkacak olan Metin’in de fark edeceği gibi oldukça sık aralıklı ve sağlamdı. Saat 10:30 olduğunda Koray üst emniyeti almıştı.

  

  Bu arada ana kampta bulunan ekibin hepsi yukarıya gelmiş tırmanışı izliyordu. Metin ise heyecanını yenmiş tırmanışa başlamıştı. Yaklaşık 22 metredeyken ipteki sürtünmenin fazla olmasından dolayı oluşan boşluk, Metin’in sol elindeki kayanın kopmasıyla, kayalara sürtünerek düşmesine ve pandül yemesine neden oldu. Ancak tırmanışın başarısını düşünen Metin kendini çabuk toparlayarak ilk ip boyunu tırmanıp, Koray’ın yanına geldiğinde saat 13:00’ü geçiyordu. Bu, rotanın o gün bitirilmesini riske sokuyordu. Bu endişe ile Can telsizle Metin’i arayarak, tırmanışın çok yavaş ilerlediğini ve ne yapmak istediklerini sordu. Telsizden gelen cevap “gerekirse kayada kalacağız ama bu rotayı bitireceğiz” oldu. Cevaptan etkilenen Can endişe ile tekrar ”sesinizde hırs seziyorum, bu dağcının yanlış karar vermesine neden olur, bir daha düşünün” dedi. Metin ise “bu hırs değil, azim ve inancın sesi” diyerek son kararlarının devam etmek olduğunu ifade etti. Bunun üzerine Can ve 2. tırmanış ekibi klasik rotadan tırmanmak için hızla harekete geçtiler. Çünkü çantalarında Metin ve Koray’ın inişte kullanacakları ayakkabılarını da çıkarıyorlardı.

  

  İkinci ip boyunu Metin çıkacaktı. Malzemeleri değiştikten sonra Metin tırmanışa geçti. Az önce yaşadığı kötü tecrübe nedeniyle oldukça temkinli ve maksimum emniyet ile ilerliyordu. Ancak rota dar bir baca ile yükseliyordu. Birkaç denemeden sonra bacaya sığamayacağını anlayan Metin, oraya ana emniyet alarak Koray’ın öncü gitmesi için onu yukarıya aldı. Koray bacayı rahatça geçti ve tırmanışlarına devam ettiler. 

  

  Bu arada 2. tırmanış ekibi zirveye varmış, Koray ve Metinin durumunu merak ediyordu. Aynı heyecanı Bursa’da yaşayan Ahmet hocayla telefon irtibatına geçmiş, ne yapmaları gerektiğine karar vermeye çalışıyorlardı. Koray ve Metin’in hangi seviyede olduklarını bilmedikleri için, gece tırmanışlarını bitirmeleri ihtimaline karşılık, Can ve ekibinin zirvede gecelemeleri üzerine tartışıyorlardı. Ancak Can riski göze alarak zirvenin uç kısımlarına gidip, duvar önünde bekleyen Mehmet ve tırmanışçılardan Metin ile telsiz teması kurdu. O saate kadar tırmandıkları yüksekliği oranladığında bu tırmanışın bu gece bitirilemeyeceğine karar vererek, ekibi ile birlikte hava kararmadan slap yüzeyleri geçmek için inişe geçtiler. Uzun ve tehlikeli bir inişten sonra saat 22:00 de ana kampa ulaşmışlardı.

  

  Ahmet hoca ise elinde Aladağlar’ın rota kitapları olduğu halde, bir dostunun düğününe gitmişti. Bir yandan duvardakilerin durumunu açıklığa kavuşturmaya çalışırken diğer yandan da, dağcılık sporunun duayenleri ve bu rotayı daha önce tırmanmış olan Murat YILDIRIM, Ertuğrul MELİKOĞLU, Doğan PALUT ve o sırada Niğde de olan Nedim’le görüşerek, kayada geceleyecek sporcularını bekleyen tehlikeler hakkında bilgi almaya çalışıyordu.

  

  Bu arada Koray ve Metin soldaki yarığa geçmeyi unuttukları için aşağıda planladıkları rotadan sağa doğru sapmış oldular. Sağdaki yarığın ortalarına geldiklerinde ise hava kararmıştı ve kayada gecelemeleri gerektiğine karar vermişlerdi. Koray 10 metre aşağıda olan Metin’in durduğu yerin daha müsait olduğunu söyleyerek geri aşağıya indi. Perlonları ve ipin kalan kısmını altlarına sererek rahat bir yer hazırladılar. Çantayı da sırtlarına yerleştirerek birbirlerine sokuldular. Bu hadise 300 metre yükekte gerçekleşiyordu. Ama yinede üşümeye başlamışlardı. Tam o anda Koray “bende battaniye var” dediğinde Metin şaşkın ve Koray’ın espiri yaptığını düşünerek “ne battaniyesi” diye sordu. Koray ise kendinden emin bir şekilde ilkyardım kitinde alüminyum termal battaniye olduğundan bahsetti. Hemen onu çıkarıp sarındılar ve artık üşümüyorlardı. Suları bitmişti ve yanlarında çoğunlukla enerji verecek tatlı gıdalar vardı. Susuzluklarını arttırmamak için sadece kuru üzüm yediler, morallerini yüksek tutmak için şarkılar söyleyip, kurdukları hayallere dalarak uyudular.

  Can ve ekibi ana kampa geldiklerinde kısa bir dinlenmenin ardından tüm ekiple toplantı yaparak, ertesi gün sabah erkenden Osman ve Mehmet’in tekrar klasik rotadan çıkarak, Koray ve Metin’i karşılamalarına karar verdiler. Erkenden istirahata çekildiler.

  

  O gece DATO’nun tüm üyeleri tedirgin bir gece geçirdiler. Ahmet hocanın 6 yaşındaki kızı da dahil olmak üzere ailecek dualarla sabahı zor ettiler. Aynı tedirginlikle çadırlarında uyumaya çalışan Fatma ve Şebnem ise uzaklardan “imdaaat” diye sesler duyduklarını sandılar. Tam bu anda Mehmet’in kurduğu saatin alarmının çalması ile de büyük bir panik yaşadılar. Tüm bunlar arkadaşları için ne kadar çok kaygı duyduklarını ve üzüldüklerini gösteriyordu.

  

  Sabahın ilk ışıkları ile Koray dün sabit hat kurarak indiği 10 metreyi jumar ile tırmandı. Daha sonra Metin öncü olarak tırmanmaya başladı. Düne göre kendini daha zinde hissediyordu. Sanki dün geceyi kayada geçirmemiş, susuz kalmamış gibi rahat bir şekilde tırmanışını tamamlayıp Koray’ı yanına aldığında, rotanın ikiye ayrıldığını ve soldaki pasaja geçmeleri gerektiğini söyledi. Aşağıda ise onlara rotayı tarif edecek birileri de yoktu. Koray önlerindeki slap pasajı geçtikten sonra rahatlayacaklarını söyleyerek sağdan gitmelerini önerdi. Ekibin uyumunu bozmamak için Metin fazla ısrar etmedi ve Koray ıslak, slap yüzeyde tırmanmaya başladı. Pasajın zorluğu Metin’in de dikkatini çekmişti ve Koray’ı daha bir dikkatli izliyor, her an düşebilir endişesi ile emniyetini daha bir sıkı alıyordu. Hissettiği gibi olmuş ve gücü tükenen Koray 2 metrelik bir düşüş yaşamıştı. Koray’ın ara emniyet noktasında asılı kalması ile ne kadar emniyetli tırmandıklarını bir kez daha anladılar. Koray geri inerek Metin’in önerdiği soldaki rotadan gitmeleri gerektiğini söylediğinde ise yaşadıkları stresi boşaltan bir gülüşme ile Metin öncü oldu ve soldan tırmanmaya devam ettiler. 

  

  Girişi zor gibi görünen rotanın rahat olan devamını Metin öncü olarak devam etti. Slap yüzeye geldiğinde biraz yukarıdaki hazır sikkeye kadar tırmandı. 2 metre daha yükselip bir sikke daha çaktıktan sonra artık tükendiğini hissediyordu. Hem yorulmuş hem de çıktıkları yükseklik onu ürkütmüştü. Biraz aşağıya inerek Koray’ı yukarı aldı. Koray slap pasajı geçtikten sonra 7-8 metrelik bir iniş yapmaları gerekiyordu. İniş sikkesi çakarak ikisi de inişlerini tamamladılar. Burada ana emniyeti aldıktan sonra 6-7 metrelik travers geçiş yapmaları gerekiyordu. Geçiş süresince emniyet almayan Koray, her ne kadar kayada rahat ilerliyor gibi görünse bile Metin susuzluk ve uzun süreli efor harcamalarını hesap ederek tedirgin oluyordu. Zira eğer Koray bu geçişte düşerse büyük bir pandül yiyecekti. Ancak koray rahat bir şekilde geçerek su sızıntısının olduğu yerde emniyet alarak su içmeye başlayınca Metin de derin bir oh çekti. Tehlikeyi fark eden Koray, Metin’in güvenliğini sağlama almak için teleferik sistemi kurarak geçişini tamamladığı için Metin yan geçişini sorunsuz ve pandül riskini en aza indirerek tamamladı. Yaklaşık 24 saattir susuzdular ve Korayın sızıntılardan su içme çabaları ve höpürtüleri Metin’in susuzluğunu bir kat daha arttırmıştı. O kadar değişik bir psikoloji içindeydiler ki, ip değiştirmeler ve istirahatlerde birden yorgunluk çöküyor ve kendilerini tükenmiş hissediyorken, tırmanışa geçtiklerinde ise ilk günkü gibi kendilerini zinde hissediyorlardı. 

  

  Sabah Osman ve Mehmet klasik rotayı ikinci kez tırmanırlarken, Can ve Özkan ise duvarın önüne gelerek tırmanışçıların durumunu gözden geçiriyorlar, bilgi açlığı çeken ve duruma Bursa’dan da olsa hakim olmaya çalışan Ahmet hocayı da bilgilendiriyorlardı. Duvarın önüne önce giden Özkan’ı, bulutun içinde kalan tırmanışçılar yanlış bilgilendirmişler ve yarım ayın altına geldiklerini söylemişlerdi. Halbuki Can da duvarın önüne çıktığında bulut dağılmış ve endişe verici tablo tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmıştı. Bir gün önce ikinci yarıktan sola geçmeleri gereken ekip rotayı şaşırmış, sağa doğru oldukça zor bir slap yüzeye doğru kaymışlardı ve yarım ayın altına varmalarına daha çok zaman vardı. Daha önce Özkan’dan yarım ayın altına ulaştıkları bilgisini alan Ahmet hocaya, ekibin gerçek durumlarını anlatan Can, Ahmet hocanın oldukça endişelenmesine ve umutsuzluğa kapılmasına neden olmuştu. Ahmet hocayı sakinleştiren ise eğitmen Kadir’in, arkadaşlarının tecrübeli ve bilgili olduklarını, emniyetten taviz vermemek için yavaş tırmandıklarını, bu nedenle bu kadar zaman kaybettiklerini söylemesi oldu.

  

  Suyunu içen Koray tırmanışa geçtiğinde aşağıdan Can’ın boğazını yırtarcasına bağırışını duydular. Can, rotayı biraz daha yan geçerek bir sete gelmeleri gerektiğini fark etmiş ve dik tırmanışa geçerek çok zor bir slap parkura girmek üzere olan Koray’ı zamanında uyarabilmişti. Sete ulaşan Koray ana emniyet noktasını kurarak, Metin’i yanına almaya başladı. Suya ulaşmanın heyecanı ve sevinciyle hızlı bir geçiş yapan Metin’e, Koray; sikkelerinin azaldığını ve yeni görünüşlü metal sikkeyi almasını istedi. Sikkeyi bir iki yoklayan Metin, çok sağlam yerleştirilmiş olan sikkeyi, hazır sikkeleri gördüğünde hissettiği sevinci de düşünerek yerinde bırakmaya karar verdi. Koray’ın yanına geldiğinde yarım ayın altındaki kilide geldiklerini fark etti. Okudukları kitaplar, rotanın bu kilidini aşarlarsa artık rahatlayacaklarını söylüyordu. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında hiçbir şey söylemeye gerek kalmadan, yeniden hiç yorulmamışçasına konsantre olarak Koray’ın öncülüğünde tırmanışa başladılar. Koray kırmızı renkteki kolay parkuru değil de gri renkli zor etabı seçmişti, kilidi aşmak için. Zira diğer rota çok parçalıydı ve taş kopma riski fazlaydı. Koray kilidi geçip “çıktııım, başardııım” diye bağırışı Metin’i de motive etti. Hemen çantasını yüklenerek tırmanışına başladı. Koray o kadar sık ve sağlam emniyetler almıştı ki, Metin’in tırmanışı olduğundan daha uzun sürmüştü. Biraz dinlendikten sonra Metin öncü gitmek istediğini söyledi, ancak Koray ” kayada bir gece daha kalmayalım, ben iyiyim “ diyerek öncü tırmanmaya devam etti. 10 metrelik rahat bir traversin ucunda şarıl şarıl akan su görünüyordu. Her ne kadar kolay bir parkur olsa da Koray’ın hiç emniyet almadan suya kadar gitmesi, Metin’i tedirgin etmişti. Koray iki yerde emniyetini riske atmıştı ve ikisinde de suya ulaşmanın heyecanı, onun tüm bilgi ve tecrübesini göz ardı etmesine neden olmuştu. Susuzluk artık dikkatlerini dağıtır olmuştu. Bu nedenle oradan su doldurma isteyen Metin’i, yaklaşan bulutu gösteren Koray zaman kaybetmemeleri için reddetti. Az sonra tamamen sisin içinde kalmışlardı. Tırmanışa devam etmek için bir karar aldılar. Koray birbirlerini kaybedene kadar yükselecek ve orada emniyet alacaktı. Ancak esas korktukları içinde kaldıkları bulutun yağmur bırakması idi. Hatta bir ara hafiften çiseleyen yağmur, yüreklerini ağızlarına getirse de korktukları olmadı. Bu korkuyla Metin hızlanmış ve bir solukta Koray’ın yanına gelmişti. Sisin içinde kaldıklarından ve yanlarına saat almadıklarından günün hangi saatinde olduklarını bilmiyorlardı. Az sonra sis dağılınca havanın kararmak üzere olduğunu fark ettiler. 

  Bu arada zirvede bekleyen Osman ve Mehmet, Ahmet hocanın direktifleri ile, tırmanışçıların gece zirveye varmaları ihtimaline karşılık zirvede sabahlama kararı almışlardı. Bu kararını verdikleri olay 3756 metre rakıma sahip Büyük Demirkazık zirvesiydi. Ancak ekip buna hem kıyafet hem de düşünce olarak hazır değildi. Ama kısa sürede kendilerini toparlayıp, plan yaptılar. Etraflarını taşlardan duvar ile örerek ve Koray ile Metin’in ayakkabılarını getirdiğimiz torbayı yırtıp sarınarak rüzgardan korunmak için önlemler aldılar. 

  

  Daha önceki tahminlerinin doğru çıkmasından dolayı, Metin’in gösterdiği rotadan Koray’ın öncülüğünde tırmanmaya başladılar. Artık hava iyice kararmıştı, kafa lambalarını çıkardılar. Karanlıkta sadece kafa lambalarının cansız ışığının yardımı ile tırmanıyorlardı. Koray tırmanmaya devam ediyordu ancak kuzey doğudan esen rüzgar parmaklarını dondurmaya başlamıştı. Ve rotanın hangi yöne gittiğini kestiremiyor sadece Metin’in uyarılarını dikkate alarak tırmanıyordu. Bir sırta geldiğinde artık tükenmiş ve o gece de bu tırmanışın bitmeyeceğini fark etmişti. Saat 21:00 de tırmanışı sonlandırdıklarını tahmin ettiklerinde aslında saat 23:30 du. Sadece kafa lambası yardımı ile 2. günün gece 23:30 una kadar tırmanmışlardı. Burada yani Büyük Demirkazık Duvarının 550 metresinde ilk kez gece bu saatte bir tırmanış yapılıyordu.

  Ana kampta ise moraller bozulmaya başlamıştı. Koray ve Metin’in kayada ikinci geceyi nasıl geçirecekleri, Osman ve Mehmet’in zirvede yetersiz malzeme ile nasıl sabahlayacakları ve en kötüsü de Ahmet hocadan aldığımız yağmur geldiğine dair uyarıyı doğrularcasına, Aladağlar’ın tüm zirvelerini kaplayan bulutların görüntüsü ana kampta derin bir sessizlik ve hüzün havası yaratmıştı. 

  

  Aynı karamsar havanın çok daha ağırı Bursa’da Ahmet hocanın kafasında esiyordu. Çünkü hem aldığı çelişkili haberler, hem de rotayı şaşırmış ve uzatmış olmaları, susuz kalmaları sporcuları için endişelerinin katlanarak artmasına neden oluyordu.

  

  Ancak her şeye rağmen kontrolü elden bırakmamak gerekiyordu. Can ekiple bir toplantı yaparak, ertesi gün sabah tam teçhizatlı olarak zirveye ikinci klasik rota çıkışını kiminle çıkabileceğini sordu. Özkan’ın ayakları yara olmuştu, İlhan da dizindeki problem nedeniyle gelemeyeceğini söyleyince geriye sadece Anıl kalıyordu. Zira Şebnem ve Fatma gündüz Mümtaz Çankaya dağ evine dönmüşler, Şebnem de yeni bir işe başlayacağından dolayı Bursa’ya dönmüştü. Tırmanış ekibinin son durumunu öğrenmek içinse gece 21:30 da İlhan ve Özkan duvar önüne gittiler. Gece 01:00 de geldiklerinde ise müjdeli bir haber getirmişlerdi. Ekip 23:30 da hala kafa lambaları ile tırmanışa devam ediyorlardı ve durumları iyiydi. Bu haber hem bizi hem de Ahmet hocayı rahatlatmış, arkadaşlarımıza olan güvenimizin boşa çıkmadığını göstermişti.

  Demirkazık kuzey duvarında 2. gece. Artık sadece Türkiye’nin en zor kaya tırmanış parkuru ile mücadele etmiyorlardı, açlık, susuzluk, soğuk, karanlık ve yaklaşan 2. gecenin çok uzaklarda gibi görünen sabahı dirençlerini son sınırlarına kadar zorluyordu. Bu gece sığınacak bir kovuk bulamamışlardı, rüzgarı direk alıyorlardı ve alüminyum battaniyeleri de parçalanmıştı. Parçalanan battaniyeleri ayaklarına sararak frictionlarını giydiler ve gece boyunca ayaklarından hiç çıkarmadılar. Sabaha kadar esen rüzgar, dalgaların kayaları aşındırması misali, enerjilerini tüketiyordu. Ama tükenmeyen tek şey moralleri ve umutları idi. Sabaha doğru 1-2 saat sızmışlardı, diğer zamanları söz geçiremedikleri titremeler ve Allah’a dualar ile geçmişti.

  Zirvede de o gece rüzgar çok şiddetliydi ve Osman ile Mehmet’in sabaha kadar titreyen çeneleri onların da uykuya dalmalarını engelliyordu.

  Ve sabah güneşin ilk ışıkları ile yeniden ve en baştan başladılar güne. Heyecanları doruktaydı ve Koray tırmanışa başladığında Metin’in titremeleri hala devam ediyordu. Dün gece kafa lambaları ile çıktıkları rotanın doğru olduğunu fark eden Koray, artık rahat parkura gelmenin verdiği hızla da ipi bitirene kadar devam etti tırmanmaya. Ama çok az kaldığını söyleyerek hala ip istiyordu. Metin de emniyetini çözerek free olarak 5-6 metre tırmandı ve Koray’ın hedefine ulaşmasını sağladı. Tekrar bir araya geldiklerinde yaşadıkları stres onlara komik gelmiş ve sadece gülüşmüşlerdi. 

  Can ve Anıl da büyük bir sırt çantası ile uyku tulumu dahil olmak üzere tam teçhizatlı olarak sabah 06:00 da gün aşırı yapacakları ikinci klasik rota tırmanışları için harekete geçtiler. Çarşakta ise dönüş yolundaki Osman ve Mehmet ile karşılaştılar. Onlara tıbbi yardım yaptıktan sonra yollarına devam ettiler ve saat 12:00 de zirveye vardılar.

  

  Koray ileride buzlu bir bölge görüyordu. Oraya kadar rahat ama emniyetli bir şekilde ulaştıklarında, uzaktan kolay gibi görünen etabın, üflesen düşecek gibi kayalar nedeniyle oldukça riskli olduğunu fark ettiler. Onları teselli eden tek şey buzu kemirerek susuzluklarını bir nebze de olsa azaltabilmeleri idi. Buzlu kısmı yan yatıp, tırtılvari hareketler ile geçebildiler ancak.

  Artık taş düşmesinden korkmuyorlardı. Çünkü insanın tüylerini diken diken eden vınlamaların kaynağı olan taşların, düşüşe başladığı yerdeydiler artık. Düşen taşlardan kaçmak yerine hedef küçültmek yetiyordu. Buna güvenen Metin’in hesapları tutmadı ve Koray’ın “taş” diyerek uyardığı taş sol dizine çarptı. Canının çok yanmasına rağmen Koray’ın konsantrasyonunu bozmamak adına sesini çıkarmadı. 

  

  Saat 12:00 de zirveye varan Can ise deli gibi zirvenin en uç kısımlarına kadar büyük bir riski göze alarak gitmiş, tüm gücüyle sesleniyordu. Ancak ne bir gelen vardı nede sesine cevap veren. Birçok noktadan seslenmeye devam eden Can artık ümidini yitirmeye başlamıştı. İşte o an olduğu yere çökerek ağlamaya başladı. Gözlerinden boşalan yaşlar ip arkadaşlarına yardım edememenin ifadesiydi. Kısa sürede kendini toparlayıp Anıl’ın yanına doğru dönerken, çıkmalarını hiç tahmin etmediği bir noktadan son bir kez daha seslendi. Aşağıdan gelen ses sanki onu yenide hayata döndüren şok etkisi yaratmıştı. Hele aşağıda Koray’ın kaskını gördüğünde boğazı düğümlenmiş, eli ayağına karışmıştı. Hemen üstten emniyet noktası oluşturarak arkadaşlarını beklemeye koyuldular.

  Koray ve Metin artık rotanın sonlarına geldiklerini hissediyorlardı ki, yukarıdan gelen Can’ın sesi ile artık bitmeyecek gibi gelmeye başlayan tırmanışın sonuna geldiklerini anlamışlardı. Karşılıklı kırmızı kaskların görünmesi ile herkesin bir anda sinirleri boşalmış, sevinç çığlıkları kuzey duvarını inletmeye başlamıştı. Koray son ip boyunda idi ve Metin’i yanına aldı. Oraya kadar rotanın büyük bir çoğunluğunu öncü çıkan Koray, son ip boyunu önce Metin’in çıkmasını istiyordu. İşte dağcılık sporunun sporcusuna kattığı en önemli özellik buydu ; alçakgönüllülük ve ip arkadaşlığı. Gözleri dolan Metin arkadaşının içtenliğine sığınarak teklifini geri çevirmedi ve zirveye önce tırmandı. Zirvede onları bekleyen Can ve Anıl’a sarılarak, kaskında getirdiği çiçekleri hediye etti. Ve hemen emniyeti Can’a devrederek Koray’ı da yukarı almalarını istedi. Artık bitmişti, hocaları Ahmet KÖSE’nin umutlarını boşa çıkarmamış, tüm DATO üyelerinin heyecanla beklediği tırmanışı 5 2 saatte tamamlamışlardı.

  Demirkazık kuzey duvarını tırmanan 13. ve 14. Türk sporcular, Bursa’dan tırmanan ise ilk sporcular olmuşlardı.

  

  Tırmanış bitmişti ama önlerinde zorlu bir iniş vardı. Zira Koray ve Metin tırmanışın bitmesine bağlı olarak bir anda tükenmişlerdi. Yemekler yenip sular içildikten sonra harekete geçildi ancak özellikle Koray’ın durumu Can’ın dikkatini çekti ve uygun bir yer bulup bir süre uyumalarını istedi. 45 dakikalık uykudan sonra biraz kendilerine gelmişlerdi. Slap yüzeyden inerken 3 yerde ip açtılar ve emniyetli bir şekilde inişi tamamladıklarında ana kampta bayram havası vardı.

   

  Harika bir Anlatim tarzi değil mi.....

  Tüm hocalarımı ve arkadaslari TEBRİK EDİYORUM:::::

  

  Anil Uzunun attigi maillerden alinmistir..

   

  DEMİRKAZIK KUZEY DUVARI

  

   Bir dağcının en büyük hayallerinden birisidir Demirkazık kuzey duvarını tırmanmak.Benim tırmamda tombaladan çıktı desek yeridir. Çünkü ekibimizde Koray ve Kadir arkadaşlarımız çıkacaktı bir yıla yakında hazırlanıyorlardı. Lakin Kadir'in işlerinin yoğunluğu nedeniyle etkinliğe katılamayacağı anlaşıldı. Ve Ahmet Köse hocam benim tırmnacağımı söylediğinde şaşırdım kaldım çünkü ekibimizde herkez tırmanacak seviyede ve bende belkide ileride idi. Ama yine bir şans eseri Can hocamla Baytarı çıkacağımız günü Can hocamın parmağını kesmesi nedeniyele,Baytar rotasını ben hep leed çıktım. Ahmet hocamın beni tercih sebebi bu imiş tamamen tesadüflerle dolu bu olaylar zincir benim Demirkazık Kuzey duvarını çıkmamı hazırladı.

  

   Kamp alanımızdan ayrıldığımızdan itibaren bende aşırı bir heyecan başlamıştı acaba yapabilecekmiydim Korayın o gözlerinde ki heyacanı sevinci tamamlamasında yardımcı olacakmıydım yoksa Koray benim yüzümden çıkamıyacakmıydı çünkü ben iddalı değildim dağcılıkta sadece klasikte kalsam olurdu ama Koray! Okadar heyecanlı ve neşeliydiki sanki yıllardır görmediği sevgilisini görecek kavuşacakmış heyecanı vardı. onu mahcup etmemeliydim edemezdim. Ogece kalacağımız rotanın altındaki kamp alanına vardığımızda eşyaları bırakır bırakmaz koray hemen koştu rotayı incelemeye ben ise geriden geldim dürbünümü aldım kitap koraydaydı. Yanına geldiğimde duvara öyle dalmıştıki o esen rüzgarın soğuğu onu etkilemiyordu bile. rotayı inceledik ve tırmanacağımız yeri tespit ettik ve doğruca kampa gittik. Ama davulun sesi uzaktan duyulduğu gibi çıkmadı.

  

   Sabah 6 da kalktık geceden hazırladığımız malzemelerimiz aldık. Ben belki 10 defa kontrol ettim tüm malzememi ve eşyalarımı alarak tırmanışa başlayacağımız yere gittim. Lakin o heyecan yokmu emniyet kemerimi almayı unutmuştum bunu anlayınca kaynar sular başımdan döküldü mahçup oldum nasıl olurdu bunun ezikliği benim tırmanışımada yansıdı. Çünkü kayaya geç girmemiz işi uzatacak Korayın canını sıkacaktı. Mehmet arkadaşımız Emniyet kemerini getirdi ama içimde o burukluk hala devam ediyordu. koray heyecanla hiçbir malzemeyi almadan buza girmişti bile. ben çantayı ve ipi yüklendim. Korayın attığı kazmayı alana kadar buzda sade kramponla yürüdüm kazmaya ulaşınca rahatladım. ama çabuk olmalıydım zaten benim yüzümden geç kalmıştık burada geç kalmamalıydım hiç dinlenmeden buzu geçip Korayın yanına geldim. Nedense mahçup hissediyordum Koraya karşı ve Koray tırmanışa başladı. İkimizde de saat olmadığından korayın tırmanışı ne kadar sürdü bilemiyordum ama sıra bana gelmişti. O an okadar heyecanlandım ki sonra kendimi toparladım ve tırmanışa başladım. Koray okadar sağlam malzeme atmıştıki o sikkeleri çıkarana kadar bayağı zorlandım.ben ipi takip ediyordum o yüzden kolay olmayan taş kopma ihtimali yüksek yerlerden geçiyordum.Ama hep aklımda bu rotayı Koray için, bize en büyük desteği veren Ahmet hocam için,ekip arkadaşlarımiçin çıkmalıydım kimseyi yarı yolda bırakmamalıydım.Bu düşünce bende hep tedirginlik yaratmıştı. Ve korttuğum başıma geldi ipin bol olduğu anda sol elimle tuttuğum kaya okadarda kontrol etmeme rağmen elimde kaldı ve dengem bozuldu kayada sürünerek düştüm. Bu olay her ne kadar artçı çıksamda beni korkuttu korkum inanın bana bişe olmasından değil tamamen bu etkinliğin bitirememem korkusuydu. Çanta bir taraftan malzeme sökmek bir taraftan ve düşündüklerim bir taraftan beni bayağı yormuştu ama kilidin ilkini geçmiştik. 

  

   Korayın yanına geldiğimde inelim dedim demez olaydım bir dövmediği kaldı beni. Korayın o tutumu bana moral verdi. O arada can hocam geç kaldığımızı inmemizi telsizden söyledi Koray gerekirse kayada yatacağız dedi bende ortak fikrimizi ilettim. Ve ben leed çıkışa başladım. Tırmanıyordum ama en büyük korkum arkadaşıma taş düşürmekti. Ona dikkat ederek çıktım. Bir bacaya geldim baca dardı benim gibi 186 boyunda 84 kilo olan biri için geçilmesi imkansızdı çok uğraştım ama dağcılığın hırsı kaldırmadığını iyi bildiğimden Koraya ilettim durumu çünkü o oradan rahat geçecek bir vücuda ve bende iyi tekniğe sahipti.Sağlam bir emniyet aldıktan sonra korayı çektim ve dediğim gibide oldu okadar rahat geçtiki ilk kez bu kadar iri bir cüsseye sahip olduğum için kızdım kendime. Nekadar tırmandık bilemiyorum hava kararmak üzere iken Koray benim emniyet aldığım yerin rahat olduğunu söyledi ve gece orada kalmaya karar verdik 10 metreye yakın çıktığı yerden indi. kayada kalacağımızı hesaplamamıştık üzerimizde ne doğru dürüst kıyafet nede bivak nede Su vardı. İpin kalan kısmını yere güzelce yerleştirdik çantayı boşalttık,perlonları ipin üstüne serdik Koray kayanın dibine iyice yerleştirdi kendini bende koraya sokuldum.İkimizde üşüyorduk ne üşümesi tir tir titriyorduk o an koray battaniye var dedi.Bende şakınlıkla ne battaniyesi dedim ve ilk yardım çantasından bir alimünyum folyo battaniye çıkardı okadar rahattık bir ara inanın ikimizde terlemiştik. Yemeğimiz vardı ama hepsi tatlı olduğundan yemiyorduk çünkü susamıştık bunun şiddetini artırmaya niyetimiz yoktu. Kuruüzüm yedik, şarkı söyledi Koray ve hayaller kurduk ogece uyumayı başardık.

  

   Sabahın ilk güneşi ile Koray yarım bıraktığı tırmnışı Jumarla çıktı çünkü dünden sabit hat hazırdı.sonra beni çekti. Sonra ben leed tırmanışa geçtim düne göre daha zinde hissediyor sanki susamıyan, geceyi açıkta geçirmeyen, yorulmayan ben gitmiş başka bir ben gelmişti. Çok rahat bir tırmanıştan sonra soldaki pasaja geçmemiz gerekiyordu çok rahat bir yerde hazır bulunan sikkeye 2 sikkede ben çaktım ve ana emniyet noktamı oluşturdum ve korayı çektim. Yol ikiye ayrılıyordu aşağıda bize tarif eden yoktu.Korayla rotayı konuştuk ben soldan gitmesinin doğru olacağını söyledim o ise sağın uygun olduğunu slabı geçerse rahat edeceğimiz söyledi ama bence yanlıştı.Koraya fazla ısrar etmedim.Sağa geçerek slaba girdi. zor bir bölüm ve ıslak bir zeminde gidecekti gözümü ondan 1 sn bile ayırmadım slapta zor bir noktaya geldi kollarında gücün kalmadığını anladım ve düşeceğini hissetim ve beklediğim gibi oldu yaklaşık 2 mt. kadar düştü ben onun çaktığı sikkeleri okadar zor söktümki malzemeden yana tedirgin olmadım ama nede olsa kaya idi bu heran herşey olabilirdi o inerken hızlı bir şekilde azda olsa boşunu aldım ve emniyeti kitledim koray emniyette kalınca sırtımı ona döndüm rahat bir nefesten sonra Koray ineceğini söyledi ve benim dediğim yerin doğru olduğunu söyledi.Gülüştük azıcık ve biraz dinledirdim ve ben lead çıkış için hazırlandım çünkü o lazımdı önümüzde kilit rotalara saklamalıydı gücünü.

   Girişi zor gibi gözüken yer aslında daha rahatmış.Ben kolay kısımı geçince slaba geldim. Slabın üst tarfında bir hazır sikke vardı ona doğru ilerledim. emniyeti attım ama slap okadar zordu ve pis bir yerde idiki o ana çekindim korayın onca gazına rağmen 2 metre ilerledim ve bir sikke daha çaktım ama cesaretim gitmişti geri döndüm. Slabın hemen aşağısında emniyet alarak Korayı çektim. ve slabı geçti.Slab sonrasında 7-8 mt. bir iniş gerektiriyordu ve iniş sikkesi çaktı koray ve inişini yaptı. Emniyetini alınca bende inişi gerçekleştirdim. Koray oradan sola doğru 6-7 metre yan geçiş yaptı.Bu yan geçişte ilkez bu kadar uzun sürede emniyet almıyordu her ne kadar kendimizi iyide hissetsek uzun süre tırmanmamız susuzluk bizim konsantrasyonumuzu etkilemiş olma ihtimali çok yüksekti buda beni tedirgin etti. Eğer bir aksilik olsa kaya kopsa veya Koray dengesini kaybetse çok şiddetli pandül yiyecekti ben ise çaresiz kalacaktım ama bir şey olmadan su sızıntısının olduğu yere emniyet alarak su içmeye başladı o ana ikimizde sevindik çünkü 24 saate yakın su içmemiştik ve çok susamıştık.Korayın o kayadan sızan suyu içmek için gösterdiği çaba ve höpürtü sesleri benim susuzluğumu artırmıştı. O kadar tuhaf psikoloji içindeydik ki; ip değiştirmelerde istirahatlarda yorgunluk çöküyor gücümüz takatimiz bitiyordu ama nasıl tırmanıyorsam veya emniyeti alıyorsam o kadar güçlü ve zinde hissediyordum ki anlatamam bu da beni sevindiriyordu. Susuzluğum suyu görünce gerçek boyutu ile hissettim o an ve Koray suyunu içti ve tırmanmaya devam etti.Koray yukarı çıkıyordu ve o sıra Can bağırarak aşağı inmesini sola geçmesini söyledi ve korayda bunu yaptı.Ve kilidin altına geldi.Ve beni çekti attığı malzemeleri toplamak ilk kez kolay geldi vede çok keyifli ama sikkemiz azalmıştı orada metal renkli yeni gibi duran bir sikkeyi almamı söyledi Koray bir iki çekiçle vurdum bayağı iyi yerleştirmişti hangi dağcı arkadaşımız yerleştirdiğinde.O an bizim hazır sikkeleri bulduğumuzda ki sevincimiz geldi aklıma ve onu bırakmak geçti içimden vede yaptım. suya gidiyordum bu beni sevindiriyordu ve kilide geldik.Burayı geçince iş bitti sayılırdı okuduğumuz Aladağlarla alakadar kitaplarda.

  

   Ve kilide gelmiştik biraz istirahat ettik. Koray soldaki kırmızı yerden değil de gri biraz daha zor görünen yerden tırmanmaya başladı çünkü kırmızı yer de parçalı kayalar vardı kaya kopma riski çoktu. O ara onu motive etmeye başladım. Zor kısımı aşmış sırta çıkmıştı onu göremiyordum ama korayın çıktığındaki çıktım, başardım demesi beni sevindiriyordu. Çantayı yüklendim vede bende tırmanmaya başladım o kadar çok sikke çakmış ve malzeme atmıştı ki benim çıkışın ondan uzun sürdü ve ipin taş düşürme riskide vardı ama dikkatli bir şekilde koraya ulaştım. Koray malzemeleri çıkar dedim ben gidiyorum dedim ama bugün kalmayalım kayada ben hep önü çıkayım dedi.Malzeme değişimi,çanta değişimi vakit almasın ben devam edeyim dedi.Yorulursun dediğim halde yok iyim dedi ve devam etti.Rahat bir travers yaptı.İkinci kez emniyeti az atıyordu 10 metre yan geçti yer rahattı yine ama ben korkuyordum taki suyun yanına gelene kadar ve ve ve suuu olamaz su şarıl şarıl akıyordu Koray doyasıya su içti ve devam etti.Bir şey dikkatimi çekti o an 2 yerde az hatta hiç emniyet atmamıştı ikisindede suya ulaşıyorduk bu susuzluk bayağı etkiledi dikkatini dağıtmıştı.Koraya su doldurayım bekle dedim. Yok doldurma az kaldı bitirelim dedi. Ama bunu dediğine ileride pişman olduJ. Gerçi haklıydı birazda çünkü sis yaklaşıyor bulutların arasında kalıyorduk.Ve bizi birbirimizi görsekte Büyük Demirkazık zirvenin başı dumanlanmıştı.Koraya beni kaybettiğin an dur emniyet al taki sis dağılıncaya kadar dedim. Oda tamam hocam dedi ama biz hep birbirimizi gördük.Bu arada korkumuz arttı. 1-2 damla yağmur damlası değdi yüzüme tedirgin oldum ve hızlandım.Ana emniyet noktasında Korayın yanına geldim.Güneşi göremiyorduk saatte yoktu ve gecemi gündüzmü bilemiyorduk rotalardaki doğru tahminlerim yüzünden Koray rotayı gösterdim artık güzergah noktasında sözümü dinliyorduJ.Ve dediğim rotadan tırmanmaya başladı.Hava açılmış ve kararmak üzere olduğunu gördük.Tepe lambalarını çıkardık.Ve Koray devam etti çıkışa bende ona doğru bakıyor ışığımla destek vermeye çalışıyordum.Artık karanlıkta çıkıyordu ve Koray emniyet aldı ben başladım nereye gittiğimi göremiyor sadece tırmanışa odaklanmıştım ve lambamım azalan ışığında tırmanıyordum lambaya vurdukça ışık artıyordu.Mücadele ettiğimiz sadece Büyük demir kazık kuzey duvarı değildi.Susuzluk,uykusuzluk,soğuk,karanlık ve psikolojik mücadele.Çünkü 2. gece gidi.Tüm kaynaklarda 16 saat yazan tırmanışta 2. gece olacaktı.Koray tırmanmaya devam etti ama kuzey doğudan rüzgar esiyordu üşümeye başlamıştık.Koray rotanın ora olmadığını söyledikçe orası devam et dedim.Burası sırt hocam iniyorum yarın çıkarım dedi bende okey dedim zorlamanın anlamı yoktu.Kayada 2. gece ama zorlu 2. gece.Biz saati 21:00 civarı zannediyorduk.Sonradan öğrendiğimize göre 23:30 kadar tırmanmıştık.Bu gece yerimiz rahat değildi rüzgarı direk alıyorduk sığınacak yerde yoktu. Battaniyede çünkü rüzgara dayanamadı.Frekshondan ayağımı hiç çıkarmadım üşüyordum.Alimünyum folyonun parçalarını ayağıma sardım ve tekrar giydim frekshonu.Moralli olmalıydım ve zinde tamamen askıda idim ve o gece uyuduk demiyorum 1-2 saat sızmışız.sabah olmuyor Allaha dua ediyorduk sabah olsun diye.Arada Koray rüzgara Dur lannnn durrrrrrrr desede rüzgar ne beni nede korayı dinledi ve şiddetli şekilde esti. O gece bitmeyecek gibi geldi ama bitti.

  

   Sabahın ilk ışığı kayaya vurmaya başladı ama ben emniyet aldığım yerde ise ise daha güneş teşrif etmemişti hala titriyordum.Arkadaşım ise tırmanıyordu kızdım kendime sen ne yapıyorsun o tırmanıyor sen kendini düşünüyorsun kendine gel ve üşümeyi unut dedim vede başardım çünkü Dostum bana güvenip çıkıyordu ve üşümeyi unuttum. Koray çıkarken dünkü korkularının bittiğini bu rotanın en doğru yer olduğunu söyledi ve bana bir kez daha hak verdiğini iletti.Şimdi ikimizde keyifli idik zoru başarmış rahata varmıştık.Ama Koray ısrarlarıma rağmen lead liği vermedi sıkılmıştık altta emniyet almaktan beklemesi yoruyordu yok bitirelim 3 olmasın dedi gülüştük. Ve tırmanmaya devam etti.Koray tırmandıkça tırmandı ip kalmamıştı ip ver diyordu.ama ip bitmişti.az kaldı yaaa dedi o ana kendimi emniyet noktasına bağladım ve ipten çıktım çek dedim bilmiyordu emniyetten çıktığımı bilse çıkardı çünkü.Ama onu yarı yolda bırakamazdım önümde 6-7 mt. Rahat bir yer vardı eğimi az olan .ipin durmasını bekledim. Emniyet noktasını çözdüm.Ve free ilerledim.Çok dikkatli idim ipe ulaştım ve hemen emniyet kemerime sıkıca bağladım 2 gündür ipten ilk ayrılışımda ama kavuştuk şükür. O kadar alışmıştık ki ayrılık zor geldiJ. İşin şakası bir taraf tekrar başladım tırmanmaya yukarıda koraya anlattım yaptıklarımı sadece güldük.Çünkü oda bende ne kendimizi nede ip arkadaşımızı riske atmayacağımızı biliyorduk.İleride buzlu bir bölge vardı oraya kadar rahat ama yine tam emniyetle çıktık.ve buzun altına geldik Koray buza girdi kolay gibi gelen yer kolay değildi.Çünkü her yer oynar kayaydı üflesen düşecek gibiydi.bu arada buzu bulduğumuza sevindik çünkü susuzluğumuzu gideriyorduk.Ben bir buz parçası kırdım alt tarafı pis ti üsten başladım fare gibi kemirmeye.Kalan kısmı atmaya kıyamadım kenara bıraktım.Koraya ip veriyordum ama gözümde buzdaydı. Yaaa burası temiz bir şey olmaz diye diye buzu yedim.Koraya da bir parça kırp cebime koydum. Neyse buzun altına vardığımızda Koray basit dedi ama çıkarken yanıldığını söyledi çok teknik bir şekilde çıktı yukarıda emniyeti aldı.Ben sırtımdaki çantayla buzun üstünde yan dönerek sol ayağımı sağlama aldıktan sonra tırtıl gibi çıktım.Eğim azalmışı artık ama taşların çürüklüğü de artmıştı.Koraya ulaştım.Koraya çantayı çıkarayım dedikçe geç kalırız dedi ve inanın o çanta sırtımdan taki zirveye kadar hiç inmedi Oturmamda engel ,çıkmamda engel her şeyde engeldi.Tekrar tırmanışa başladık dik parkurlarda duyduğumuz o düşen taş vızıltıları yoktu.çünkü düştüğüne başladığı yerlerdeydik.Ama öyle bir hal almıştı ki taş düştüğünde kaçmaktansa kendimizi küçültmek yetiyordu.Bu tırmanış sırasında Koray taş dedi bende istifimi bozmadım kendimi küçülttüm kaskımı koruma yaptım ama hesaplarım tutmadı bir taş sol dizime geldi canım yandı ama çaktırmadım.Dostum mahçup olmasın diye ve devam ettik.

  

   Rotanın neresindeydik bilmiyorduk ama sonlarda olduğumuzu hissediyorduk ve Can hocanın badimin sesini duyduk Orada Koray sizi gördüm dedi.İnanın gözlerim doldu o an.Başarmıştık neredeyse.Benim dışımda herkezin sen yaparsın dediği rotada Büyük Demirkazık Kuzey duvarında kimseyi mahcup etmemiştim güvenlerini sarsmamıştım.Koray beni çekti aslında çıkacak ipi de vardı ama beni çekti o kadar mutluyduk ki Eğitmen yardımcımız Anılı görüyorduk.Koray sen çık ilk zirve dedi.Ben o anki psikoloji ile hemen kabul ettim.Dostluğun ne demek olduğunu gösterdi bana:çünkü tırmanışta zor hep ondaydı o hak ediyordu ama benim ilk çıkmamı istedi.ve ben çıktım.

  

   Mutluydum Can ile Anıl bizi bekliyordu.Onlar bizden de mutluydu dile kolay bizden haber alamamıştılar Can’a ve Anıla sarıldım ve Korayı almaları söyledim çünkü içi gidiyordu hissediyordum artçılık bu noktada zordu can aldı ipi benden ve korayı çekti.Sarıldık mutluluğumuz paylaştık.Rotada gördüğüm çiçeklerden kaksıma saklamıştım.Can ile Anıla onları hediye ettim çok duygulanmışlardı bende tabi.Ama zirvede pilimiz birden bitti güç kalmadı az önce daha çok çıkarım dediğimiz güç yoktu artık. Ekipte doktor olması ne güzeldi hemen can ilaçlarımız verdi yemeğimizi yedik biraz istirahat ettik sularımızı içtik ama yetmedi eeeeeee 52 saatin susuzluğu bu biter mi hemen. Ben en çok anılın frekshıonları çıkarırken korayla ben hemen koşup hocam durun dedi o çözdü ipleri o an gözlerim doldu.İşte dağcılık bu hangi sporda bu var.daha neler neler.

  

   İnişi yapıyorduk Klasik rotadan inerken 3 yerde ip açtılar her molada uyumuşuz korayla.Biz su dedikçe ileride diye diye çarşağın sonlarına geldik ve suyu bulduk bol bol içtik İlhan aşağıda bekliyordu.Çantalara yardımcı oldu.Ve kampa ulaştık.Biraz cümbüş,biraz fotoğraf çekimlerinden sonra yemek yiyip istirahata çekildik.